“Kadının kent yaşamındaki yerinin, cinsiyete dayalı toplumsal farklılaşmanın, onda yarattığı sorunların çözümü ancak toplumun demokratikleşmesiyle olasıdır.” Banu KARABEY
1. Mimarlık hayatınız nasıl başladı? Mimarlık mesleğini seçiminizden bugünlere uzanan hikayeyi özetleyebilir misiniz?
Banu KARABEY: İlkokul üçüncü sınıftaydım. Yaptığım resimleri çok beğenen öğretmenim, birinin altına “Seni ilerde ya mimar ya da ressam olarak görmek isterim.” diye yazmıştı. İşte o zaman, mimarlık hayatımın ilk hayalleri gelişmeye başladı. Aynı yıllarda babamın mimar bir arkadaşı bana ve kardeşime gece lambası olarak da kullanabileceğimiz 2 adet ev maketi hediye etmişti. Bunlar 1960’ların tek katlı modern Amerikan evleriydi; bahçeli, patika yollu, kiremit çatılıydı. Düğmesine basıldığında camlarından yansıyan ışığı beni hayal dünyasına götürür, mekanın içine çeker, rüyalarımı süslerdi.
‘Mimar kimdir? Ne yapar?’ diye sorduğum sorulara aldığım cevaplar, mesleğe daha çok ilgi duymama neden oldu. Üniversite giriş sınavları dışında bir de yetenek sınavıyla mimarlığa girmiştim. Sevdiğim ve istediğim bir konuda eğitim almamın bana sonsuz bir heyecan ve mutluluk verdiğini söylemeliyim.
Üniversite üçüncü sınıfta dönemin en iyi bürolarından olan Doğan Tekeli-Sami Sisa bürosunda staja başladım. Staj sonunda devamlı eleman olarak sekiz yıl aynı büroda çalıştım. Benim için ikinci bir okul olan bu bürodaki öğretici ve keyifli ortam üniversiteyi bir yıl geç bitirmeme neden oldu. Ama okul proje notlarımda da ciddi bir yükselme sağlamıştım.
Üniversitede kalmayı düşünürken, piyasada çalışmak, değişik konularda tasarımlarımı hayata geçirmek bana daha büyük bir haz vereceğini hissediyordum. Doğan Bey’in benimle yaptığı bir konuşma beni buna ikna etti.
Daha sonra şantiye bilgimin yetersiz olduğunu düşünerek Koray İnşaat’tan gelen teklifi ağlayarak kabul ettim. Doğan Tekeli-Sami Sisa bürosunda çok güzel bir sekiz yıl geçirmiştim; dolu dolu geçen yılların yanında dost ve arkadaşlarımdan ayrılıyordum. Ama profesyonellik bunu gerektiriyordu.
Üç yıl Koray İnşaat’ta çalıştıktan sonra Emlak Bankası’ndan gelen cazip teklifi kabul ederek Banka bünyesinde Dekorasyon Bölümü’nü kurdum.
Banka, tüm şubeleri için “Kurum Kimliği” (corporate identitiy) çalışması yapmak istiyordu. O tarihlerde henüz Türkiye’de bilinmeyen bir kavramdı. Banka, dünyada tanınmış Landor Associates-Londra ile anlaşma yaptı. Bir yıllık bir çalışma sonunda el kitabı hazırlanmış kurum kimliği, tüm şube dekorasyonlarında uygulanmaya başlamıştı. Ekibimle birlikte uygulama kontrolluğu yaptık. İşler rutinleşmişti, tam ayrılacağım sırada Proje Geliştirme Müdürü olarak bir süre daha bankada kaldım. Bahçeşehir Projesi’nde mimari kontrollük yanında Yönetim Kurulu Üyesi ve Teknik Komite Başkanlığı yaptım. Ayrıca Ataşehir Projesi’nin hazırlanmasında koordinasyonu ve yürütmeyi üstlendim. Ekibim ve ben Banka tarafından ülke içinden ve dışından seçilmiş on iki mimari grupla Ataşehir Projesi’nin belediyeye verilişine dek inşaatın başlamasına kadar yoğun bir çalışma yaptık.
2. Limited Mimarlık kuruluş hikayesi nedir?
Banu KARABEY: Değişik alanlarında geliştirdiğimi düşündüğüm mesleğimi kendi sorumluluğumda yürütmek istedim. Eşim Haydar Karabey o sırada kendi ofisinde mimarlık yapıyordu. 1992 yılında Limited Mimarlık’ı birlikte kurarak bugüne kadar çalışmalarımıza devam ettik ve ediyoruz.
Çevremizden bize sıkça yönlendirilen sorulardan biri de; “Karı-koca nasıl birlikte çalışıyorsunuz?” olmuştur. Eh, çok kolay olmuyor elbette! Çatışmalarımız her zaman var; ama bu çoğu zaman yaratıcılığı artıran, bireyleri geliştiren durumlar da olabiliyor. Tabi ki; öncelikle kötü niyetle yaklaşmamak, kazan-kazan paradigması temelli davranabilmek gerekiyor. Mesleki sorunları karı koca platformuna taşımamak en önemli noktalardan biri sanıyorum.
Arada ayrı ayrı işler de yapıyoruz. Mesela; dekorasyon işleri benim sorumluluk alanıma giriyor. Karşılıklı olarak biraz nefes de alıyoruz, böylece. Ama kesinlikle şunu söylemeliyim ki; fikir alışverişi her iki tarafa da çok şey kazandırıyor.
3. Limited Mimarlık’ın gerçekleştirdiği projelerden bahseder misin? Limited Mimarlık’ın diğer mimarlık ofislerinden farkı, öne çıkan özellikleri neler?
Banu KARABEY: Bodrum 2 Ev, Mithat Mağazaları Kurum Kimliği Uygulamaları, Finansbank Şubeleri Kurum Kimliği Uygulamaları, Şile Çiftlik ve Ev, Kalkan, Kaş ve Göcek’te Evler, K. Yalısı, Enka Okulları, İzmir Işıkkent Eğitim Kampüsü, FMV Erenköy Eğitim Kampüsü, B. Misafirhanesi, Seyyar Hastane ve İlköğretim Okulu, Kurukahveci Mehmet Efendi Fabrika, Yönetim Yapısı, Mithat Yönetim Yapısı, ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampüsü, Kampüs Yönetim Binası, Kütüphane, Bilgi İşlem Merkezi Proje Yarışması(ikincilik ödülü), TED Eğitim Kampüsü Mimari Proje Yarışması (ikincilik ödülü), Deniz Yıldızları Eğitim Kampüsü ve Salonları, Prokon Holding Yönetim Yapısı, Eskişehir Ticaret Odası Hizmet Binası (yarışma), Enka Sadi Gülçelik Spor Sitesi Kapalı Yüzme Havuzu, Enka Teknik Meslek Lisesi işlerimizden bazıları… İç mimari, ve dekorasyon olarak yaptığım işler ise; Safranbolu Butik Otel (A.Ulusoy ile birlikte), Laleli Crux ayakkabı mağazası, O evi, N.D. evi, N.E. evi, B.A. evi dekorasyonu.
1992’de kurduğumuz Limited Mimarlık, ortağımız Erdal Özyurt ile 1998 yılına kadar gayet verimli bir dönem geçirdi. Arkasından ülke ekonomisine bağlı olarak iş alamama durumuyla karşılaştık, Erdal ile yollarımızı ayırdık. Deprem sonucu tüm inşaat işleri durmuştu. Birkaç yıl sonra tekrar işler açıldı ve büroculuğun risklerini görmüş olduğumuzdan daha dikkatli olmamız gerekiyordu. Vizyonumuzu tekrar gözden geçirmeliydik. Düşüncelerimizi iki yol durumu ile anlatabilirim.
Birinci yol; gelen kolay kolay reddedilmeyecek teklifler karşısında hayır demeyerek büromuzu büyütmek. İkinci yol; bu tür teklifleri kabul etmeyip kendi ölçeğimize uygun işlerle yetinmek. Ortağımla uzun uzun düşündük ve birinci yolun bizi sonu gelmeyecek bir maceraya sürükleyeceğini gördük. Yeni işlerin peşinden koşmak bizim becerebileceğimiz bir durum muydu? Ne tavizler vermek zorunda kalacaktık?
Tüm bunların hepsi, yeni dönemin dayattığı iş alma biçimleri, bizim karakterimize de uymayacak gibi göründü. Biz keyifle tasarım yapan, projenin tamamının kontrolüne sahip, kendimize de zaman ayırabilen bir ortam olduğunu düşünerek ikinci yolu tercih ettik. Yani butik iş yapan bir büro olarak kalmak istedik ve öyle de oldu.
4. Mimarlık sizin için ne ifade ediyor? “Türkiye’de kadın mimar olmak” ile ilgili düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?
Banu KARABEY: Ben mimarlığı bir yaşam biçimi olarak görüyorum ve bana çok şey veriyor.
Aldığınız eğitim ve pratikler, öncelikle düşünme ve yaşam biçiminizi değiştiriyor. Etrafınızdan aldığınız tepkilerden bunu algılıyorsunuz, “mimar tabi böyle yapar” veya “mimar olduğun belli oluyor” gibi laflar duyarsınız. Türkiye’de (eminim diğer ülkelerin pek çoğunda) bir işe büro elemanı alınacaksa kadın mimar tercih edilir; çünkü daha uysal, daha temiz, daha mütevazi olduğu düşünülür ve söz dinler. Şantiye için tercih ise erkekten yana kullanılır. Bu güne kadar bu senaryo böyle devam etti; bugün bu şartlar yavaş yavaş değişiyor. Dünün bu ayrımını yaşayan annelerin çocukları bunu kırmaya başladılar; yeni nesillerden umutluyum.
Bu konuda kendimden de bahsetmek isterim. Bugüne kadar hiçbir çalıştığım yerde bu ayrımı yaşamadım. Kadınlarımızda güven duygusunun azlığını düşünüyorum. Bu yüksek öğretimden ve aileden edinilen bir durumdur. Bu arada kendime güven duymayı, mücadeleden kaçınmamayı öğrettiği için de babama binlerce teşekkür…
5. Türkiye yapı sektörünün, uluslararası platformdaki duruşu ve yeterliliği konusunda değerlendirmesini sizden alabilir miyiz?
Banu KARABEY: Bugün, her alanda iletişimin gücünü görüyoruz. Dünyanın neresinde üretilirse üretilsin, bilgi ve etkinlik anında her yerde duyulur hale geldi. En uzak yerde yapılan bir binanın tasarımından, kimin, nasıl yaptığına, ne malzemeler kullanıldığına kadar her türlü bilgiye ulaşılabiliyor. Cam, ahşap, seramik, tuğla gibi yapıya ait tüm ürünleri kimin ürettiği nerede satıldığını internet aracılığıyla öğrenmek mümkün… Hatta bu ürünleri yurt içinde üretip ihraç etmeye bile başladılar.
Son yıllarda konut inşaatı haberlerini gazetelerde çarşaf çarşaf ilanlardan görüyoruz. Demek ki talep var ve inşaat firmaları gün geçtikçe artıyor. Hatta ülke içi yetmiyor; yurt dışında yeni iş alanlarına girmeye çalışıyorlar.
Bundan 20 yıl önce Bahçeşehir projesi bir uydu kent olarak tanıtılmıştı. Her türlü ihtiyacını bünyesinde karşılayacak bir kent yaratmaktı amaç. Öyle de oldu. Keza Ataşehir projesi de 26.500 kişinin yaşayacağı bir projeydi. Bunlar devlet desteğiyle ortaya çıktılar ve yok sattılar. Bugün artık inşaat şirketleri doğrudan bu tür yatırımları yapabilecek güce ve bilgi birikimine sahip oldu. Konforlu, çağdaş görünümlü, kaliteli yapılarla şehir modern bir görüntüye sahip oluyor.
6. Mimari çevrelerin kent kimliği konusundaki bilinç ve uygulamalar hakkındaki görüşlerinizi alabilir miyiz?
Banu KARABEY: Bir önceki soruya verdiğim yanıtta anlattıklarım harika gelişmeler! Şimdi bir de tersten bakalım:
İstanbul’un her köşesi inşaat alanına döndü, bir karış toprak bırakılmadan el altından hızla değiştirilen imar planları sonucu yapılan yatırımlar, şehrin ranta boyun eğmesine neden oldu.
Güç ve bilgi tamam da; hepimizin sorumlu olduğu kent toprağını herkesin eşit şartlarda kullanmasını nasıl sağlayacağız?
Mimarın burada hiç mi suçu yok?
Mimar derken sadece proje yapan meslektaşlarımı kastetmiyorum; imar planlarını çizen, plan kararlarını hazırlayan, onay veren mimar ve şehir plancısı yöneticileri de sorumlu buluyorum.
7. “Kadın ve Kent” başlıklı sempozyuma “Bütünden Ayrıntıya-Kent Mekanından Konuta Kadın Çevresi” konu başlıklı bildirinizle katıldınız. Başlıkları biraz açar, yaklaşımınızdan biraz bahseder misiniz?
Banu KARABEY: 1996 yılında Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Şehir Plancıları Odası tarafından düzenlenen “Kadın ve Kent” başlıklı sempozyuma Şirin Tekeli’nin daveti üzerine “Bütünden Ayrıntıya – Kent Mekanından Konuta – Kadın Çevresi” konu başlıklı bildiriyle katıldım.
Kadının kent yaşamındaki yerinin, cinsiyete dayalı toplumsal farklılaşmanın onda yarattığı sorunların çözümü ancak toplumun demokratikleşmesiyle olasıdır.
Konumuz ise; aktif kent yaşamını yaşayan, kent olgusu içinde var olan kentli kadındır. Kentlileşen kadın, geleneksel ev içi görevlerinin yanı sıra, aile ekonomisine de katkıda bulunmaktadır. Yani hem ev içinde hem dışında çift yönlü bir görevin altına girmiştir. Mikro ölçüde geleneksel olarak Türk mimarisinde kadın için özel bir şeyler vardır. Örneğin; harem – selamlık, içerden dışarıyı gösteren ama dışarıdan içeriyi göstermeyen pencerelere takılan peçe gibi kafes elemanlar, tramvaylarda kadınlar için ayrı bölümler…
Makro ölçüde ise kentin ticari bölgeleriyle de ilgili örnekler verebiliriz.“Pazar yerleri”: Kent ve kasabalarda en sık görülen “geleneksel”, yerel yönetimlerin örgütlediği belli sokaklarda ve günlerde kalıcı olmayan alışveriş mekanlarıdır. Tartışmasız esneklik ve bolluğu, alıcı rollerinin cinsler arası gelişi güzel dağılımı, görsel saydamlık, kamu denetimine açıklık, kadına davranış özgürlüğü vermektedir. “Sıra dükkanlı” alışveriş yerleri -ki bunlar kalıcı ve konutlara yakın oluşundan- kentliler için tercih edilen yerlerdir. “Pasajlar”, birçok Anadolu kentinde hala mevcuttur; ancak kadınlar tarafından tercih edilmezler. Buralar kayıp, gizli, labirent biçimli mekanlardır.“Mall”lar kentlerde yaşamın gelenekselden moderne geçişine paralel olarak ortaya çıkmıştır.
Kentsel mekanda kadın açısından tüm bu alanlar sosyolojik olarak incelenmeli. Mimarlık açısından başka bir örnek vereyim: Almanlar, icatları olan çamaşır makinesini öncelikle mutfağa koyarlar, böylece kadının hem yemek yapması hem de çamaşırlarını yıkaması sağlanır. Bu da kadın lehine bir davranış olarak tarihe geçer. Ne ilginç!
Okulda eğitim görürken de bu müthiş bir şeymiş gibi anlatılır. Toplu konut projelerinde ise bu davranış; “Kadının mekanı mutfaktır, oradan çocuklarını kollar” demek oluyor. Mutfak en çok yanlışlıkların yapıldığı mekandır. Tezgahlar alçak yapılır; altına bulaşık makinesi girmez, gereksiz yüksek yapılır, boyu kısa biri için işkencedir. Tezgah üstü dolaplara ikinci raftan sonra ulaşılamaz. Bina bilgisi, ergonomi demek bence, cinsel ayırımcılık değil.
Merdiven rıhtları erkek ölçülerine göre tasarlanmıştır; çıkarken nefes nefese kalırsınız. Pencerelerin nasıl silineceği düşünülmeden kat boyunca devam eder; bari camları erkekler silse.
8. Günümüzün akıllı teknolojileri, tasarım yaklaşımınızın neresinde duruyor?
Banu KARABEY: Yüksek teknolojilerin, günlük- geleneksel yaşam çevresinde yoğun olarak kullanılmasına henüz toplum da üreticiler de tasarımcılar da hazır değil diye düşünüyorum. Akıllı bina, yeşil bina gibi kavramlara şimdilik mesafeli durmak gerekiyor. Bazen gülünç örnekler görüyoruz: ofislerin cam kaplayıp arkasına saksı koyunca enerji dostu bina olmuyor.
İşten çıkıp arabanıza bindiğinizde uzaktan kumanda ile evdeki fırınınızı, çamaşır makinenizi çalıştırabilirsiniz deniyor, kulağa da hoş geliyor. Lakin bu pratikte, uygulamada pek kolay değil. Sabah evden çıkarken fırına koyduğunuz yiyecek akşama kadar fırının içinde bozulmayacak mı? Yoksa eve bir de robot mu alsak?
Aslında kimi yaşam biçimlerinden uzaklaştıkça bu tür marjinal öneriler de çoğalacak. Eskiden evlerin tümü bahçeli değil miydi? Zaten orada kısmen kullanacağınız bitkileri yetiştirmez miydiniz? Evlerin sarnıçları, o alan düşen suyun tamamını stoklamaz mıydı? Tüm bunlar tartışılması gereken konular.
9. Son dönem projelerinizden ve hedeflerinizden bahseder misiniz?
Banu KARABEY: Şu anda elimizde olan Mephisto kitapçısının Beyoğlu Binası cephe ve iç mekan düzenleme projesi, Ora Çarşı kompleksinde ise bir dükkan tasarımı projesi var. Ayrıca bir okul teklifi üzerinde çalışmalar devam ediyor. Güneyde bir konsept otel projesi üzerinde çalışma yapıyoruz. Devam eden bir ev dekorasyonum var.
10. Genç mimarlara tavsiyeleriniz nelerdir?
Banu KARABEY: Büromuzda çalışan genç arkadaşlardan da görüyorum ki; geleceğe pek umutlu bakmıyorlar; çabuk moralleri bozuluyor. Halbuki bu meslek sabır ve deneyim gerektiriyor. Tabi biraz da hırs olacak.
Editörün Seçimi
Çok anahtarlı projelerde, yaşam alanlarındaki fonksiyonel farklılıklarla beraber konut içi teknolojinin de getirdiği avantajları bir arada kullanarak büyük öl...devamı